Kadir gecesinde aldı kalbini kıran mesajı. Hep karşı çıktığı şeylerden biriydi bu. İletişim kuramamak. Cesur olup konuşamamak. Neden bir insan hislerini anlatamaz ki? Neden bunu yaparken cesur olamaz diye sordu kendi kendine. Korkarak ne kadar yaşayabiliriz ki hayatı? Neden güzel olan şeylerden korkarız? Neden yenilikler ürkütücü gelir bize?  diye sorulara boğuldu. Nefes alamadı bir an. Tam bir şeyi başarırken yarı yolda bırakılmış hissetti. Ama bu kadir gecesi ‘de her zaman olduğu gibi yaradana şükredip, hep hayırlısını istedi. “Rabbim bana, baş edemeyeceğim dertler verme, kaldırabileceğim fazla yük yükleme” diye dua etti.

Hiçbir zaman umutsuzluğa kapılan insanları anlamamıştı Can. Can ‘dı o. Öz ‘dü. İçten, samimi ve cana yakındı. İyimser biriydi. Herşeyde bir hayır olduğunu bilecek yaştaydı. Hayat doluydu. İçindeki çocukla konuşurdu sürekli. Hislerine kulak verir, mantığıyla yoğurduktan sonra bir karar varır ve onu uygulardı. Bazen hayal kırıklıkları yaşardı. Bazen Can kırıklıkları. Bazen de gönül yorgunlukları. Ama hiç pes etmedi. Her yağmurdan sonra açacak güneşi bekledi. Her masmavi gökyüzünde huzuru buldu.

Bugün çok mutlu olduğu bir şeyi yitirmişti Can. Gülü. Dikenine katlanacağı gülü. Gülü bir günden fazla sevebilirdi. Oysa gül, bülbülü tercih etti. Solan güller böyleydi. Açılması zaman alırdı. Gül, özde bir gül olmaktansa söz de bir gül olmuştu. Hayat güle de bülbüle de bir süre güzel gelecekti. Çünkü kaçmak en kolay yoldu. Can gülü son bir kez kokladı. Dökülmüş yapraklarını topladı ve RAMSES kitabının içine koydu. O kitabı her okuyuşunda, Gülün o nu terkedişini hatırlayacak ve hayata daha çok sarılacaktı. O cesur olacak, iletişim kuracak ve hiçbir şeyden kaçmayacaktı.

Kadir gecesinde dualarına sarılıp, Rabbine sığınıp, şükredip uykuya daldı…

The unhappiness END…

Leave A Comment