Hayallerle yaşamak gibisi yoktur

Can deniz kenarında oturmuş dalgaların sesini dinliyordu. Facebook’ta arkadaşlarının paylaştıklarına baktı. Aklından bütün bu insanların hayatlarına şahitlik ettiğini düşündü. Aslında sosyal medya bunu sağlıyordu. Normalde bilemeyeceğimiz pekçok şeyi bu sayede bilebiliyoruz dedi kendi kendine. Şimdi aşk zamanıdırı söylüyordu mustada ceceli. Orhan gencebay gibi değil ama yinede güzeldi. Denizin dalgaları müziğe muhteşem bir ahenk katıyordu. Senden uzak yaşamak, inan yaşamak değil.. Şarkı sözleri hep bir ayrılık yaşandıktan sonra anlamlı geliyor diye düşündün içinden.

40 ına az kalmış, saçlarının büyük kısmı beyazlamıştı. Kır saçları ve sakalına rağmen kaşları simsiyahtı. Koyu kahverengi gözleri, uzun kirpikleri ve hayatın yorgunluğunu yansıtan ağlamaklı bakışları vardı. Gözlerinin içinde hem hüznü hem de neşeyi saklıyordu. Hayat doluydu. Genelde güldüren ve gülmeyi seven biriydi. Hayatın kısa olduğjnu düşünür ve ölümden korkmazdı. Ölümü eski bir dost gibi düşünür, onu kucaklayacağı zamanı beklerdi. Zaman zaman enerjisi düşer ve kısa süre de olsa içine kapanırdı. Kızgınlıklarını karşısına yansıtmaz genelde sessiz kalırdı. Kimsenin ahını almayacak kadar vicdan sahibi ve maneviyatı kuvvetliydi.

Aşk adamıydı. Duygularını kontrol edemez, karşısındakine hemen yansıtırdı. Gizlisi saklısı pek yoktu. Küçük bir dünyası ve büyük bir kalbi vardı. Şevkatli, sadık, ilgili, centilmen ve hoşgörülüydü. Karşısındakini mutlu etmekten mutluluk duyardı. 3 kez aşık olmuştu. İlkbaharda kelebekler uçuşurdu kalbinde. Sonbaharları da severdi.

Deniz dalgalarını ardı sıra kıyıya gönderiyor ve balıkçı teknelerine ev sahipliği yapıyordu. Bir martı kimsesizce süzülüyordu. Kanarya kafesinde amansızca çırpınıyor, yardım istiyordu. Minder beach ‘in sezonu kapatma zamanıydı. Yavaş yavaş şemsiyeler toplanıyor, nargile tezgahı sökülüyordu. Yine kötü müzikler çalmaya başlanmıştı. Bu huzuru ve dinginliği kirleten tek şey bu müzikti.

Yerinden kalktı ve sahildebir tur attı. İnsanları izlemeyi herzaman severdi. Herkesin bir hikayesi olduğunu bilir ve bunları tahmin etmrye çalışırdı. Bir çeşit hobiydi onun için bu. Elele tutuşan sevgililerin yüz ifadelerinden pekçok anlam çıkartır ve bunları düşünüp gülümserdi. Yanlızlıpı sevmezdi. Kalsbalık ve sevdiği insanların olduğu ortamları çok severdi. Hep böyle anlarda ölmek isterdi. Tam mutluluğun doruğundayken. Tam tepedeyken, zirvedeyken hayatı sonlandırmak. Biz sonbahar akşamı belki, brlki de ilkbahar veya yaz. Ama kışın olmasın derdi. Soğuğu sevmezdi pek. Kışın da çok güzellikleri vardı. Anlam ve hisler yüklüyfü kar yağışında onun için. Ama yine de sevmezdi kıl mevsimini. Bahar adamıydı çünkü.

Tatile ihtiyacı vardı. Duygusal ve fiziksel olarak yorgundu. Eve vardığında ayaklarını uzatıp bunu düşündü. Deniz kenarında harika bir kumsal, palmiye ağaçları, kumsalda yütüyon yengeçler ve hindistan cevizleri. Renkli kuşlar, gökyüzünün efendisi kartal, birkaç martı ve harika ağaçlar. Tarifi zor güzelliklerle dolu bir adada düşünfü kendini. İki palmiye arasında bir hamak, kumsalda ağaçların ortasında konuşlandırılmış bir ağaç ev ile burası cennetti. İnsan eli değmemiş bir yer. Artık sadece ona ait biryerdi. Hamağa uzanıp batan güneşin tadını çıkardı. Gözlerini kapatıp en mutlu olduğu yere, hayallerini gerçeklrşyirebildiği rüyasına daldı.

Leave A Comment